Hosgeldiniz

uzay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Zincirli Prenses (Andromeda) Galaksi'si

Bizden yalnızca 2,5 milyon ışıkyılı uzaklıkta bulunan bu meşhur evren adası, gökbilimciler tarafından M31 olarak da bilinir. 




Zincirli Prenses gökadası 200.000 ışıkyılını aşan genişliği ile Samanyolu'nun iki katından daha büyüktür. Yapay renkler atanarak sunulan görüntü verileri, kızıl ötesi dalga boyunda halen ışık saçan soğuk toz şeritleri ve bulutları ortaya çıkarmış olsa da, bu bölümler görünür ışık dalga boyunda ya koyu renkte ya da mat görünür.

Gökadanın kenarlarına yakın dış bölgelerinde görülen kırmızı tonlar, çevredeki yıldız ışıkları ile mutlak sıfırın 20-30 derece üzerine kadar ısınmış olan tozlu bölgelerden gelen ışımayı temsil etmektedir. Mavi renk ise merkezdeki daha yoğun bölgelerde bulunan yıldızlar tarafından ısıtılmış daha sıcak tozlara karşılık gelmektedir.

Moleküler gazları takip etmemize yarayan bu tozlar aynı zamanda Zincirli Prenses'in gelecekteki yıldız oluşumları için sahip olduğu devasa miktardaki hammaddeyi de ön plana çıkarmaktadır.





Daha fazlası »

Güneş tutulması sırasında Dünya'nın uzaydan görnüşü


Güneş tutulması sırasında Dünya'nın uzaydan görnüşü
Daha fazlası »

Deniz Kulağı Bulutlusu'na yakın çekim

Avrupa Güney Gözlemevi’nin (ESO) Şili’deki Paranal Gözlemevi’nde bulunan VLT Tarama Teleskopu (VST), Deniz Kulağı Bulutsusu’nun zengin detaylara sahip yeni bir görüntüsünü elde etti. Parlak genç yıldızların doğduğu  ve genç yıldız kümelerine ev sahipliği yapan dev gaz ve toz bulutu, ESO teleskopları kullanılarak gerçekleştirilen on bir gökyüzü taramasından sadece bir tanesinin küçük bir kısmını oluşturuyor.



Gök bilimciler, Dünya’dan 5000 ışık yılı uzaklıktaki Deniz Kulağı Bulutsusu’nun çok net bir görüntüsünü elde etmeyi başardı. Yay takımyıldızı doğrultusunda yer alan şaşırtıcı bir kozmik yapı olan bulutsu, Messier 8 adıyla da biliniyor.
100 ışık-yılı genişliğinde olan dev bulut, içerisindeki gaz ve toz bulutlarından yeni yıldızlar meydana getiriyor. 16000 piksel genişliğindeki bu yeni görüntü, Şili’nin kuzeyindeki ESO’nun Paranal Gözlemevi’nde bulunan gökyüzü taramaları için özel olarak tasarlanan VLT Tarama Teleskopu (VST) tarafından elde edildi. Görüntünün daha detaylı olarak incelenebilen halinde, kozmik yapıya ait daha dikkat çekici bölgeler ayrıntılı bir şekilde görülebiliyor.
Deniz Kulağı, Samanyolu’nun çok daha geniş bir alanını kapsayan ve VPHAS+ adı verilen dev gökyüzü görüntüleme gözlemlerinin bir parçası olarak gözlemlendi. VPHAS+, VST kullanılarak görünür ışıkta gerçekleştirilen üç tarama gözleminden bir tanesini temsil ediyor. Bunlar VISTA tarama teleskopu ile yapılan altı adet kırmızı-ötesi gökyüzü tarama gözlemiyle tamamlanıyor.
Yapılan taramalar, modern gökbilimde çoğu önemli problemin çözülmesini hedefliyor. Bunlar arasında karanlık enerjinin doğası, Evren’in erken dönemlerindeki parlak kuasarların bulunması, Samanyolu’nun yapısının ortaya çıkarılması, Samanyolu’ndaki gizli ve beklemedik nesnelerin araştırılması ile komşu Macellan Bulutları’nın detaylı bir şekilde incelenmesi gibi konular bulunuyor. Tarihi tecrübeler genellikle bu tür taramalarla beklenmedik şeylerin bulunabildiğini ve bu sürprizlerin gökbilim araştırmalarındaki gelişmeler için önemli bir yere sahip olduklarını gösterdi.   



SAYISIZ KEŞFE KAPI ARALIYORLAR

VISTA ve VST ile birlikte dokuz görüntüleme taramasına ek olarak, diğer ESO teleskoplarınca yürütülen iki ilave tarama gözlemleri de bugün devam etmekte. Gözlemlerden biri olan Gaia-ESO Taraması’nda, Paranal’daki Çok Büyük Teleskop kullanılarak Samanyolu gökadasında bulunan 100 binin üzerindeki yıldızın özellikleri ortaya çıkarılmaya çalışıyor. Diğer taramada (PESSTO) ise La Silla’daki Yeni Teknoloji Teleskopu ile süpernovalar gibi kısa süreli nesnelerin takip edilmesini amaçlanıyor. 
Bazıları 2010 yılında başlatılan, bazıları da daha yakın zamanlarda hayata geçen projelerde alınan veriler, bugün ESO arşivi ile tüm dünyadaki gökbilimcilerin erişimine açık olarak sunuluyor.

Halen yürütülmekte olsalar da, gökyüzü taramaları gökbilimcilerin birçok keşif gerçekleştirmelerini  sağladı. Bu yeni sonuçlardan sadece bir kaç tanesi VVV taraması ile bulunan yeni yıldız kümelerini (eso1128, eso1141), Samanyolu gökadamızın merkezi bölgesinin en iyi görüntüleri (eso1242, eso1339), kırmızı-ötesi gökyüzünün çok derin bir görüntüsü (eso1213), ve çok kısa bir zaman önce, şimdiye kadar keşfedilen en uzak kuasalardan bazılarını (VISTA VIKING taraması ile) içeriyor.
Erişime açık ESO Taramaları önümüzdeki yıllarda da devam edecektir ve gökbilim açısından taşıdıkları miras ise gelecek on yıllara uzanacak.



Daha fazlası »

NGC 4921 Kansız Galaksi

NGC 4921 Kansız Galaksi

Karşınızda “kansız” galaksi, NGC 4921. Kansız tanımlamasını yapan biz değiliz; Kanadalı gökbilimci Sidney Van den Bergh.
Aslında haksız da sayılmaz: içerdiği bol miktarda gaz ve toza rağmen, NGC 4921′de yıldız oluşum oranı çok ama çok düşüktür. Diğer sarmal gökadalarda görmeye alışkın olduğumuz yoğun yıldız oluşum bölgelerine, gökada genelinde nadiren rastlıyoruz.
320 milyon ışık yılı uzakta yer alan bu galakside yıldız oluşumunun niçin böylesine düşük seviyede olduğu henüz bilinmiyor. Yağ var, un var, şeker var ama kimsenin helva yapmaya niyeti yok gibi.
Galaksi o kadar soluk ki, sarmal demeye bin şahit gereken kollarının arasından, çok uzaktaki galaksiler bile görülebiliyor.
Daha fazlası »

Güneş Sistemi'ne 3 Boyutlu Bakın !



Bu uygulamada Güneş sistemine 3 boyutlu olarak bakabilirsiniz. Ayrıca teker teker sistemde yer alan gezegenlerin konumlarından diğer gezegenlere bakabilir, gezegenlerin birbirlerine olan konumlarını görebilirsiniz.
Uygulamada İngilizce ve Rusça dil desteği olmasına rağmen bu dilleri bilmeyenlerde uygulamayı rahatlıkla kullanabilir.



LINK
Daha fazlası »

NASA’nın kafasını karıştıran gizemli taş


Kızıl Gezegen’de 2004’ten bu yana keşif görevinde bulunan Opportunity uzay aracı, olağandışı bir manzarayla karşılaştı. Kış boyunca yerinden kımıldamayan keşif aracının önünde, tuhaf bir taş belirdi. Taşın nasıl Opportunity’nin karşısına çıktığı ise bilinmiyor.


Güneş panelleri sayesinde yaklaşık 10 yıldır Mars’taki gözlemlerine devam eden Opportunity, NASA’yı şaşkına çeviren fotoğraflar yolladı. Kasım 2013’ten bu yana yerinden kımıldamayan Opportunity’nin aynı bölgeye ait fotoğraflarında, daha önceden uzay aracının yanında olmayan bir taş ortaya çıktı.
NASA’nın web sayfasında verdiği bilgiye göre, Opportunity’nin Sol 3536 (Mars günü) tarihli fotoğrafında görülmeyen taş, Sol 3540 tarihli fotoğrafta aniden kendini gösterdi.
‘Pinnacle Island’ adı verilen taş, internette büyük tartışmalar başlattı. Taşın nereden geldiğine dair kesin bir bilgi sunulamazken, bazıları kozmik nesnenin bir meteroit, yani düşen bir meteorun parçası olduğunu savundu. Teoriye göre, Mars’a düşen bir meteor parçalandıktan sonra, parçalarından bir tanesi Opportunity’nin dibine kadar geldi.

Bir diğer teoriye göre, Opportunity Sol 3540’da manevra yaparken taşa çarptı ve görüş alanının içine yuvarladı. Söz konusu gün, Opportunity ‘Cape Elizabeth’ adı verilen bir hedefe doğru yön değiştirmişti.

3 AYI FAZLASIYLA GERİDE BIRAKTIEndeavour Krateri’nin ‘Solander Noktası’nda olan Opportunity, 2004 yılında Mars’a ikizi Spirit ile inmiş ancak kardeşi birkaç hafta sonra devre dışı kalmıştı.
Görev süresi 3 ay olarak belirlenen uzay aracı, tam 10 yılı geride bırakırken, Kızıl Gezegen’deki su varlığı ve organik yaşam izleri hakkında çok önemli bulgular elde etti.
Mars toprağındaki kimyasalları analiz etmesini sağlayan donanımı bulunan Opportunity, ilk su izine yine 10 yıl önce rastlamıştı.
Daha fazlası »

3D yazıcıda üretilen roket ikinci kez test edildi


ABD Uzay ve Havacılık Dairesi’nin (NASA) ilk olarak Temmuz ayında başarıyla test ettiği 3D yazıcıda basılan roket, ikinci kez test edildi. NASA, 22 Ağustos’ta yapılan denemenin videosunu yayımladı.


Uzay keşfinde 3D yazıcı teknolojisiyle büyük atılımlar yapmayı hedefleyen NASA, bir gün Dünya dışındaki üslerde uzay araçları ve roket üretmesini sağlayacak teknoloji üzerinde çalışmalara devam ediyor.
Uzay araçlarını atmosfer dışına taşıyacak roketlerin parçalarını normalden çok daha kısa sürede ve düşük maliyetle üretilmesini sağlayan 3D yazıcılar, son denemede yine başarılı oldu. NASA’nın tasarımlarını kullanan Texas merkezli Directed Manufacturing şirketi, nikel-krom alaşımı tozdan, lazerli 3D yazıcıda 28 parçadan oluşan roketi bastı.

Boyu 4, eni 2 metreyi geçen RS-25 motorları için tasarlanan enjektör, NASA’nın derin Uzay’a (yörüngenin en az 400 km ötesindeki bölgelere) uzay aracı ve uydu göndermek için kullanacağı Uzay Ateşleme Sistemi (SLS) roket eteşleyicilerin bir parçası olacak.
Enjektör tasarımından sorumlu olan mühendis Brad Bullard, “Geleneksel roket tasarımını alarak 3D yazıcıda basabileceğimiz şekilde değiştirdik.. Testlerde geleneksel roketlerle 3D yazıcıdan roketin arasındaki farklı net bir şekilde değerlendirebileceğiz” dedi.
22 Ağustos’ta yapılan ve kısa süre önce görüntüleri yayımlanan testte, 3D yazıcıdan çıkan parçalarla bir araya getirilen enjektör, sıvı oksijen ve hidrojen gazından oluşan yakıtla ateşlendi. Roket enjektörü, 3300 derece sıcaklık ve 1400 psi basınca dayanabiliyor.
Daha fazlası »

Yer Çekimsiz Ortamda Elinizi Nasıl Yıkarsınız ?

Uzayda, yani yerçekimsiz ortamda kurallar dünyada olduğundan daha gariptir. Ellerinizi, saçınızı yıkamak istersiniz ancak su süzülüp gitmeyecektir. Peki astronotlar uzayda nasıl yaşıyorlar? İşte sizin için Chris Hadfield canlı olarak uzaydan aktarıyor.


Daha fazlası »

Dünya Bu Fotoğrafı Konuşuyor !


Türkiye'de gündemin neredeyse her saat başı değiştiği bir dönemde, dünya ilginç bir fotoğraf karesini konuşuyor.

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi'nin (NASA) uzayın derinliklerinde elde ettiği bir görüntü, görenleri hayrete düşürdü.

NASA'nın ölü yıldızlar ve karadelikleri bulmak için geliştirdiği Nükleer Spektroskopik Teleskop Dizisi'ni (NuSTAR) kullanan bilim adamları, "Tanrı'nın Eli" adı verilen bir görüntü elde etti.

Yüksek enerjiye sahip X ışınlarını yakalayan NuSTAR ile bir yıldızın patlaması sırasında elde edilen görüntüde, patlama sırasında çıkan devasa gaz ve toz bulutu, tıpkı bir ele benziyor.

Pasadena'daki California Teknoloji Enstitüsü'nden Fiona J-Harrison, "NuSTAR'ın sunduğu benzersiz olanaklar, uzayı yepyeni bir açıdan görmemizi sağlıyor" dedi.

Haber ile ilgili metin girin!.

"Tanrı'nın Eli" adı verilen uzay cismi, aslında uzayın derinliklerindeki bir yıldızın patlamasından sonra çevresine yaydığı gaz ve toz bulutundan oluşuyor. PSR B1509-58 ya da B1509 adı verilen patlayan yıldız, saniyede 7 kez olmak üzere büyük bir hızla çevresinde dönmeye başlıyor. Yıldız, dönüşü sırasında çevresine minik parçacıklar fırlatıyor. Yıldızın çevresindeki manyetik alanlarla etkileşime geçen partiküller ise X ışınında parlayarak teleskop tarafından görüntüleniyor.

Yıldızın patlaması, daha önce NASA'nın Chandra X-Işını Gözlemevi tarafından kaydedilmişti. Görüntü, NASA'nın internet sitesinde yayınlandı.

Daha fazlası »

İşte Mars'ın öteki yüzü !

Yaşama elverişli olup olmadığı hâlâ araştırılan kızıl gezegen Mars'ın yüzeyinde birbirinden ilginç şekiller ve desenler keşfedildi.




İtalyan araştırmacı Matteo Ianneo, Google Earth programı yardımıyla Mars'ın yüzeyinde bulduğu şekilleri kamuoyuyla paylaştı. Bulgularını "Mars'tan Mesajlar" adlı 172 sayfalık bir kitap haline getiren Ianneo, Mars'ta insan yüzleri ve profilleri, hayvanlar, kent planları, hatta bir de kale çizimi olduğunu belirterek, çektiği fotoğrafları koordinatlarıyla birlikte yayımladı.




Mars hakkında yaptığı çalışmalarla ünlenen İtalyan araştırmacı, kızıl gezegen yüzeyindeki ilk saptamayı eylül 2009'da yaptığını ifade etti. Bunun bir insan yüzü olduğunu kaydeden Ianneo, "Gandhi'nin yüzü olduğunu söyleyebilirim. Bu benim için çok önemliydi, çünkü bir başlangıçtı. Daha sonra çok sayıda yüz ve şekil buldum. İlk bulduğum yüzün bütün ayrıntıları vardı: Kirpikler, kaşlar, ağız, burun, hatta omuz" diye konuştu. Ianneo, tespit ettiği görüntülerin kendi benzetmesi olabileceği gibi, daha önce yaşayan başka canlıların bıraktığı şekiller olabileceğini de belirtti.
Daha fazlası »

Kuantum ışınlanma rekoru kırıldı! Peki sırada ne var?


Uluslararası araştırmacılardan oluşan bir ekip, Kanarya Adaları'ndan La Palma ve Tenerife arasında bir kuantum bitini (qubit) tam 143 km'lik uzaklığa ışınlamayı başardı. Dikkate değer olan bu uzaklık aynı zamanda alçak yörünge uydularının dünyaya olan uzaklığına eşit. Yani başka bir deyişle artık teorik olarak uydu tabanlı bir kuantum iletişim ağının kurulmaması için hiç bir sebep kalmadı.

 Işınlanma denildiğinde aklınıza hemen Star Trek ve Chocolate Factory'deki ışınlanma sahneleri gelmesin. Fakat konsept hemen hemen aynı. Temel olarak bilim adamları La Palma'da bazı fotonları yoğunlaştırarak çok güçlü bir lazer yardımıyla bu fotonlardan birini Tenerife'deki alıcıya gönderiyor. Daha sonra bu ilk fotonun kuantum seviyesi değiştiğinde, ikinci fotonun kuantum seviyesi de 143 km uzakta olmasına rağmen herhangi bir gecikme olmaksızın ışıktan daha hızlı bir şekilde değişiyor. Yani burada fiziksel bir maddenin ışınlanmasından değil, maddelerin kuantum seviyelerinin transferinden bahsediyoruz.

Peki bu rekorun bize ne faydası olacak?

Bununla ilgili en basit uygulama kuantum kriptografi. Kuantum mekaniği kanunlarına göre kriptografik bir anahtarı güvenli bir şekilde transfer etmenin en iyi yolu bir çift yoğunlaştırılmış foton kanalı olarak kabul ediliyor. Bu şekilde yapılan bir transferin herhangi birisi tarafından izlenmesi fiziksel olarak imkansız oluyor. Bu özellikleriyle uydu tabanlı kuantum iletişim ağı, devletlerin yüksek güvenlikli iletişim sırasında kullanmak isteyecekleri bir teknoloji gibi görünüyor.  Ayrıca bu kuantum iletişim ağı uzun vadede kuantum bilgisayarlar tarafından oluşturulacak ana internet omurgasının altyapısını sağlayabilir.


Teorik olarak kuantum ağına bağlı olan her işlemci ya da bilgisayar yoğunlaştırılmış fotonlar aracılığıyla bu ağdaki diğer tüm bilgisayarlara anında bağlanabilir. Bir sonraki aşama ise ışınlanan qubitleri alabilen ve iletebilen bir uydu fırlatmak olabilir. Bu tabi ki kolay bir işlem değil ve büyük ihtimalle önümüzdeki bir kaç yılda olamayacak, fakat buna rağmen teknolojilerimiz hızla ilerliyor. Sadece iki yıl önce Çinli araştırma ekibinin kuantum ışınlanmasında kırdığı rekor 16 km iken, bu yılın ilk çeyreğinde kendi rekorlarını kırarak fotonları 97 km uzağa ışınlamışlardı. Ve şimdi bir kaç ay sonra bu rekor 143 km'ye taşındı. Gelişmeler bu hızda devam ederse belkide yazıda bahsettiğimiz şeylere çok da uzak değiliz, ne dersiniz?

Daha fazlası »

Spektrum Renklerini Okumak


Daha önce bilim insanlarının bize çok çok uzaktaki yıldızların yüzey sıcaklıklarını, hangi kimyasal maddelerden oluştuklarını, dünyamızdan kaç ışık yılı uzaklıkta olduğunu ve daha başka onlarca şeyi nasıl söyleyebildiklerini merak ettiniz mi?


Bilim insanları tüm bunları bize söylerken sadece yıldızların bize yollamış olduğu ışığı (radyasyonu) kullanıyorlar. Yıldızlardan gelen ışığın analiz edilmesi ile uğraşan bilim dalı "spektroskopi" olarak adlandırılır. Spektroskopi şu temel prensibi kullanır: bir ışık prizmadan geçirilirse değişik ve belirgin renklere ayrılır ve renk spektrumu (tayfı) oluşturur. Spektrum dediğimiz şey ışığın farklı frekanslarına göre sıralanmasından başka bişey değildir. 

Peki bir spektrum bize güneşin ya da başka yıldızların kimyasal içeriğini ya da sıcaklığını nasıl açıklayabilir? Bunun cevabı, bir spektrumun değişik gazlar içinden geçtiği zamanki etkilenmelerindedir. 

Bir absorbsiyon spektrumu, (karanlık spektrum olarak da adlandırılır) renkler arasında siyah bir band sergilediği spektrumdur. Bu siyah bandların olduğu yerler ışığın gaz tarafından absorblandığı dalgaboylarına karşılık gelir. Hangi elementlerin spektrumu nasıl etkilediği analiz edilerek siyah bandların incelenmesiyle yıldızların hangi elementleri içerdiği anlaşılabilir. Wien yasasının uygulanmasıyla (dalgaboyunu kullanarak sıcaklığın tayin edildiği formül) yıldızın sıcaklığı bulunabilir. Böylece bilim insanları  milyon ve milyon ötedeki birçok nesnenin anlaşılmasını sağlayabilir.

Daha fazlası »

Bilinen teorileri alt üst eden gezegen bulundu!


Güneş Sistemi dışında yer alan dev bir keşif yapıldı. HD 106906 adı verilen dev kütle bilinen tüm gezegen oluşum teorilerini alt üst etti.

"HD 106906 b" adı verilen gezegen, Dünya'ya 299 ışık yılı mesafedeki Crux Takımyıldızı'nda yer alan HD 106906 yıldızının etrafında dönüyor. 

Kütlesi, Güneş Sistemi'ndeki en büyük gezegen olan Jüpiter'in 11 katı büyüklüğündeki HD 106906 b, dev yapısı ve bağlı bulunduğu yıldızla arasındaki çok büyük mesafe nedeniyle bilim dünyasında şaşkınlık yarattı.

Arizona Üniversitesi'nin internet sitesinde yayımlanan yazıda, gezegenin bağlı bulunduğu yıldızla arasındaki mesafenin, Dünya'nın Güneş'e ortalama uzaklığının 650 katı olmasının gezegen oluşumlarına ilişkin teorileri alt üst ettiği vurgulandı.

Bundan 4,5 milyar yıl önce oluşan Dünya ile kıyaslandığında 13 milyon yıl önce oluşmuş genç bir gezegen olan HD 106906 b, oluşum aşamasındaki ısısının bir kısmını hala muhafaza ediyor. Bu nedenle 1500 santigrat derecelik bir yüzey sıcaklığına sahip olan gezegen, etrafına gözle görülemeyen kızıl ötesi ışık saçıyor.

Gezegenin varlığını Şili'deki Atacama Çölü'nde bulunan Magellan Teleskobu üzerine yerleştirilen termal kızıl ötesi kameralar yardımıyla keşfeden bilim ekibi, gezegenin bağlı bulunduğu yıldızla birlikte hareket ettiğini ise Hubble Uzay Teleskobu'nun 8 yıl önce, başka bir araştırma programı için elde ettiği verileri inceleyerek teyit etti. 

Magellan Teleskobu üzerindeki "Folded-port InfraRed Echelette (FIRE)" spektrografı sayesinde keşfettikleri gök cisminin doğası ve yapısı hakkında detaylı bilgiye ulaşan araştırmacılar, böylece HD 106906 b'nin bir yıldızın yörüngesinde dönen bir gezegen olduğunu bilimsel olarak ortaya koydu.

Gezegenlerin oluşumu hakkında bildiklerinizi unutun!

Bilim dünyasında kabul gören teorilerden birine göre, Dünya gibi, bağlı bulunduğu yıldızın yakınında yer alan yıldızlar, oluşum halindeki bir yıldızın çevresindeki, başlangıç diski olarak adlandırılan, disk biçimindeki toz ve gaz bulutu içinde oluşan küçük asteroit benzeri yapıların bir araya gelmesiyle oluşuyor. Ancak bu teori, çok ağır işleyen bir süreç gerektirmesi nedeniyle, HD 106906 b gibi çok genç, bağlı bulunduğu yıldızdan çok uzakta ve dev yapıdaki bir gezegenin nasıl oluştuğunu açıklamaya yetmiyor.

Diğer teori ise dev gezegenlerin, başlangıç diskini oluşturan materyalin direkt olarak çökmesi durumunda hızla oluşabileceğini öngörüyor. Ancak başlangıç disklerinin dış alanındaki kütlelerinin HD 106906 b gibi bir gezegeni oluşturacak bir büyüklüğe erişmesinin çok zor olması nedeniyle bu da söz konusu dev kütleli gezegenin oluşumunu açıklamak için yeterli görülmüyor.

Bilim ekibinin başı Arizona Üniversitesi Astronomi Bölümü yüksek lisans öğrencisi Vanessa Bailey, yaptıkları keşfin, gezegen ve yıldız oluşumlarına ilişkin bilinen hiçbir modelin gözlemlenen bu sistemi açıklayamaması nedeniyle özel bir önem taşıdığının altını çizdi.

Daha fazlası »

NASA'dan İnanılmaz Görüntüler !

Daha fazlası »

Mars'a Gidecek 3 Türk Belli Oldu



Kızıl Gezegen’e geri dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkmak üzere gönüllü olan 200 bini aşkın adaydan yüzde 99.5’i elendi. İkinci tura kalan 6 Türk'ten 3'ü isminin açıklanmasına izin verdi.1058 aday arasında 4’ü kadın 6 Türk de var. 3 Türk isminin açıklanmasına izin verdi: Dr. Güler Ergun , Yasemin Higgins ve Ece Kabadayı.

Hollandalı girişimci Bas Lansdorp, en geç 2025’e kadar Mars’ta kalıcı bir insan kolonisi kurma amacıyla “Mars One” adlı kâr amacı gütmeyen bir örgüt kurmuştu. Mars’a gitmek için geçen nisandan beri hemen her ülke, meslek ve yaş grubundan 200 bini aşkın aday başvurdu. "Mars One" projesiyle Mars’a geri dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkmak için gönüllü olan 6 Türk arasından 3 kişi kimliklerinin açıklanmasına izin verdi. Dr. Norbert Kraft'ın resmi duyurudan önce Hürriyet'e yaptığı açıklamaya göre Mars One projesinde ikinci tura kalan Türk adaylar arasında şu üç isim kimliklerinin açıklanmasına izin verdi: Dr. Güler Ergun (34), Yasemin Higgins (43) ve Ece Kabadayı (18)
Daha fazlası »

Altın Piyasası

Canlı Maç Sonuçları