Hosgeldiniz

Beyin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Beyin Nasıl Çalışıyor , Sır perdesi aralandı !

Son teknolojik gelişmeler, biyolojinin en büyük bilinmezine, beynin gerçekten nasıl çalıştığı sorusuna ışık tutuyor.



Bilim insanları beyin hakkında giderek o kadar çok şey öğreniyor ki, geçmişimizin büyük bölümünde beynin nasıl çalıştığı, hatta ne olduğu konusunda hemen hiçbir şey bilmediğimizi hatırlamıyoruz bile. Eski çağlarda, hekimler beynin balgamdan oluştuğuna inanıyordu. Aristo beyni, ateşli kalbi soğutan bir buzdolabı gibi görüyordu. Aristo’nun döneminden Rönesans’a, anatomi uzmanları –büyük bir otoriteyle– tüm algı, duygu, mantık ve davranışlarımızın, başımızın içindeki boşluklarda gezinen ve vücutlarımızda dolaşan gizemli, bilinmez bir buhar olarak tanımlanan “hayvansal ruhlar”ın bir sonucu olduğunu ifade etmişlerdi.
17. yüzyılda yaşanan bilim devrimiyle, değişim başladı. Britanyalı hekim Thomas Willis, beynin muhallebi kıvamındaki dokusunun, zihin dünyamıza ev sahipliği yaptığını fark etmiş; nasıl çalıştığını anlamak için de koyun, köpek ve ölen hastalarının beyinlerini açıp beynin ilk “doğru” haritalarını çıkarmıştı.
Araştırmacıların beynin elektriksel bir organ olduğunu anlaması için bir asır daha geçecekti. Beyinde hayvansal ruhlar değil, voltaj dikenleri dolanıyor ve oradan dışarıya, yani bedenin sinir sistemine yayılıyordu.

Ancak 19. yüzyılda dahi bilim insanları bu akımların izlediği yollar hakkında pek bir şey bilmiyordu. İtalyan hekim Camillo Golgi, beynin birbirine kesintisiz bağlı bir ağ olduğunu öne sürmüştü. Golgi’nin araştırmalarını devam ettiren İspanyol bilim insanı Santiago Ramón y Cajal, karmaşık dallarını görebilmek, ayrı ayrı nöronları boyamak için yeni yöntemler denemişti. Cajal, Golgi’nin göremediğini görmüş, her bir nöronun diğerlerinden ayrı birer hücre olduğu fark etmişti. (Nöronlar, akson denilen çıkıntılardan sinyaller gönderiyor. Aksonların ucuyla nöronların dendrit adı verilen alıcı uçları arasında minicik bir aralık var.) Bilim insanları daha sonraları, aksonların komşu nöronda bir sinyali tetiklemek için bu aralığa bir kimyasal kokteyl bıraktığını da keşfedecekti.
Harvard Üniversitesi'nde Ramón y Cajal Fen Edebiyat Kürsüsü Profesörü olan sinirbilimci Jeff Lichtman, Cajal’ın projesini 21. yüzyıla taşıyan isim. Lichtman ve meslektaşları, elle boyanmış nöronların mürekkeple çizimlerini yapmak yerine, nöronların her bir çıkıntısını ve uzantısını ortaya koyan, olağanüstü ayrıntılı, üçboyutlu görsellerini yaratıyor. Her bir sinir hücresinin karmaşık yapısının iyice içine girerek, sonunda beynin doğasına dair en temel bazı sorulara yanıt bulabilirler belki de. Bir nöronda ortalama 10 bin sinaps bulunuyor. Bunların diğer nöronlarla bağlantılarının bir sırası var mı, yoksa bu gelişigüzel mi gerçekleşiyor? Peki bağlanmayı tercih ettikleri belli bir nöron tipi olabilir mi?
Lichtman ve meslektaşları görselleri elde etmek için muhafaza edilmiş fare beyni parçalarını, şarküteri dilimleme makinelerinin nöro–anatomik bir versiyonuna koyuyor ve bu cihaz, her biri bir saç telinin binde birinden az kalınlıkta doku katmanları dilimliyor. Araştırmacılar bir elektron mikroskobuyla her bir kesitin görüntüsünü alıp bilgisayar yardımıyla görselleri sıralı biçimde istifliyor. Yavaş yavaş üçboyutlu, araştırmacıların adeta sualtında bir yosun ormanından geçen bir denizaltı gibi inceleyebileceği bir görsel biçimleniyor.
Lichtman, “Her şey görünür oluyor,” diyor. Tek sorun, bu “her şey”in olağanüstü devasa olması. Lichtman’la meslektaşlarının bugüne dek yeniden yaratmayı başarabildiği fare beyninin hacmi, olsa olsa bir tuz taneciği kadar. İçerdiği veri, toplamda yüz terabiti buluyor, ki bu da yüksek çözünürlükte yaklaşık 25 bin filmin içerdiği veriye eşdeğer.
İşin asıl zor bölümüyse, araştırmacıların bu bilgileri toparlamasından sonra başlıyor. Yani, beynin görünürdeki karmaşasını düzenleyen kuralları arama işi. Lichtman’ın doktora sonrası araştırmacısı Narayanan Kasthuri bir süre önce, sadece bin mikronküp –bir tuz taneciğinin 100 binde biri– hacminde silindirik bir parça fare beyni dokusunun her bir ayrıntısını analiz etmeye soyunmuş. Tek bir aksonun kısa bir parçasını çevreleyen bir alanı seçip buradan geçen her bir nöronu belirlemeyi hedeflemiş. Ve o minicik beyin parçasının, kıvrım kıvrım yılanlarla dolu bir varilden farksız olduğunu görmüş.
Kasthuri’nin burada bulduğu bin akson ve 80 kadar dendritin her biri, o silindirik parçanın içindeki diğer nöronlarla yaklaşık 600’er bağlantı kuruyor. “Bu, beynin bizim düşündüğümüzden çok daha karmaşık olduğunu anlamamıza yaradı,” diyor Lichtman.
Karmaşık, ama gelişigüzel değil. Lichtman ve Kasthuri, her bir nöronun hemen hemen tüm bağlantılarını sadece bir diğer nöronla yaptığını, çevresini sıkı sıkı saran neredeyse diğer tüm nöronlarla bağ kurmaktan ise özenle kaçındığını keşfetmiş. Lichtman, “Kime bağlandıklarına önem veriyorlar gibi görünüyor,” diyor.
Bu titiz örüntü genel bir kural mı, yoksa fare beyninden örnek aldığı o minicik bölgenin bir özelliği mi? Lichtman bu noktadan henüz emin değil. Teknolojiyi geliştirmelerine rağmen, Lichtman ve meslektaşlarının bir faredeki 70 milyon nöronun her birini tamamen taraması iki yıllarını alacak. Bir fare beyninden bin kat daha fazla nöron içeren insan beyninin tamamını tarama konusunu açıyorum. “O meseleye pek takılmıyorum,” diyor gülerek. “Fazla acı veren bir konu.”
Daha fazlası »

Beyninizi daha iyi çalıştırmanın yolları


1-İnsan beyninin ayaktayken ve açık havadayken yaklaşık yüzde 10 daha fazla çalıştığı düşünülmektedir.Önemli kararlarınızı alırken kapalı alandaysanız,''volta atmayı''deneyebilirsiniz.

2-Yürüyerek kolları sallamak beynin performansını olumlu etkiliyor.Önemli kararlarınızı açık havada,kollarınızı sağa sola sallayarak yürürken almaya ne dersiniz ?

3-Yabancı bir dil öğrenme beyni güçlendiriyor.Her gün birkaç yabancı ya da yerli yeni kelime öğrenip,kullanabilirsiniz.Sözlük okuyabilirsiniz.Alışveriş listesi veya telefon numaralarını ezberlemeyi deneyebilirsiniz.

4-Zihinsel jimnastik/antrenman yapın.Bunun için çeşitli bulmacaları çözebilirsiniz.Satranç gibi akıl oyunları oynayın.

5-Rutinden kurtulun.Rutin olarak tekrar ettiğiniz davranışlardan vazgeçin.Bazen telefonu sol elinizde tutun,çantanızı diğer elinizle taşıyın,evinize başka bir yoldan gidin.En azından bir günlüğüne televizyon kumandasını sık kullanmadığınız elinizde tutun.


6-Entelektüel zevklerinizi geliştirmek için her gün mutlaka iyi bir özdeyiş antolojisinden birkaç cümle okuyun.Beyninizi kaliteli cümlelerle besleyin.

7.Her gün güzel bir resme veya fotoğrafa bakmaya çalışın.Estetik algınız,gördüğünüz estetik şeyler kadar gelişir.

8-Sevdiğiniz bir müziği bir süre gözleriniz kapalı dinleyin.Beyin otoriteleri tarafından klasik müziğin zekaya 7 puan ekleyebildiği iddia edilmektedir.

9-Günde aklınızdan 60 bin ile 80 bin arası düşünce geçer.Bu düşünceler ne hakkındaysa,hayatınız da ona göre şekillenir.Unutmayın,kafanızda en çok neyi düşünürseniz,hayatınızda da onu çoğaltırsınız.

10-Bir konu hakkında düşünürken,nasıl düşündüğünüzü de gözlemleyin.Düşünmek üzerine düşünmek,beyin ve düşünce kapasitesini arttırır.


11-İyi bir uyku kaliteli bir beyin için şarttır.Çok uyuyorum diye üzülmeyin.Einstein'in günlük 10 saatten fazla uyuduğu biliniyor.24 saati geçen uykusuzluk beyinde sarhoşluğa benzer bir etki yapar.

12-Bol ve temiz oksijen beyin için çok önemlidir.Beynimiz ağırlık olarak vücudumuzun yüzde 2'sini oluşturduğu halde,vücuda gelen oksijenin yüzde 25'ini tüketir.Oksijensiz kaldığımızda ölümü gerçekleşen ilk organımız beyindir.Odanızın penceresini açarak kendinize bol bol oksijen ısmarlayın.

13-Farklı düşünme tarzları beyninizi geliştirir.Çocuklar ve hayvanlarla daha fazla vakit geçirin.Sizden farklı düşünen insanlarla konuşun.

14-Kullanılmayan organ körelir.Sürekli televizyon seyrederek beyninizi düşük viteste çalıştırmayın.

15-Beynin en tehlikeli yanı ''ters çaba'' kuralına göre çalıştığı anlardır.Başınıza gelmesinden en çok korktuğunuzu başınıza getirir! Buna ters çaba kuralı denir.Beyin odaklanılan hedef olumsuz olsa bile,bunu gerçekleştirmek için çalışır.Topluluk önünde konuşma yaparken ''acaba heyecanlanır mıyım ?'' diye düşünürseniz,heyecanlanırsınız.

16-Beyni yoran monotonluktur.Hayatınızı ne kadar renklendirirseniz,beyninizi o kadar neşelendirebilirsiniz.

17-Beyin kısa süreli hafızada beş ile yedi arasındaki bilgiyi işleyebilir.Yeni bir bilgi gelince,bu bilgilerden birini atar.Buna ''sihirli sayı'' kuralı dneir.Bu kural aşılıp aşırı bilgi yüklenmesi durumunda beynimiz ''servis dışı'' olur.Hayatınızın en büyük kararlarını alırken ''kafadan'' değil,tıpkı beş haneli iki rakam grubunu çarparken yaptığınız gibi,bir kağıt üzerine yazarak ne yapacağınızı hesaplayın.



Daha fazlası »

Beyin hakkında merak edilenler..

Dinamik renkler üretkenliği temsil ederken, huzuru simgeleyen mavi ve yeşil ise beynin en çok sevdiği renklerdir. İşte beyin hakkında en çok merak edilenler..



Beyin cerrahı Doç. Dr. Cahide Topsakal, beyin hakkında en çok merak edilenleri yanıtladı:
* Beynin sevdiği renkler var mı?
Beyin huzur açısından en çok mavi ve yeşilin tonlarını sever. Kırmızı, agresifliği artırır. Bu nedenle yatak odalarına kırmızı koymayın. Çalışma odalarına kırmızı koyun ki, beyniniz sürekli dinamik olsun. İyi bir uyku çekmek için yatak odalarında pastel yeşilleri ve eflatunları tercih edin. Sarı ve portakal renk de, dinamik ve üretkenliği artıran renklerdir. Hayatlarında yeşil rengi çok tercih edenlerin, huzurlu kişiler olduğu bilinir.
* Beyin sağlığı için yararlı vitaminler neler?
B12, belki de beynin sevdiği tek vitamindir. Bu vitamin, hafızayı güçlendirir. Eksikliği halinde, bir demans hastalığı yaşanır. B12 eksikliği beyin hasarı oluşturduğu zaman, bunun geriye dönüşü yoktur. B12, sinir sistemi için en önemli vitamindir. Eksikliği, kansızlık da yapabilir ve bu nedenle beyin hasarı oluşabilir. B12 vitamini, kırmızı ette bulunmaktadır. Çok fazla kırmızı et yemeyenlerin, mutlaka B12 desteği almaları gerekir.
SAĞ SANAT, SOL DİL!
* Beynin sağ yarım küresi ile sol yarım küresi arasındaki bağlantı nasıl kurulur?
Bu iki yarım küre, önemli bağlantı yolları ile aralarında sürekli haberleşirler. Ancak bazen, beynin tam orta hattına bir kitle oturur ve bu kitle bağlantı yollarını sekteye uğratır.
* Beynimizin hangi tarafının baskın olduğunu nasıl anlayabiliriz?
Genellikle beynin sağ yarım küresi sosyal başarı, organizasyon, felsefe ve sanat ile alakalıdır. Sol yarım küre ise matematik ve dil öğrenme ile alakalıdır. Bu konuda bilimsel bir test olmamakla birlikte, şu yöntemi uygulayabilirsiniz: Karşımızdaki kişinin yakalaması için havaya bir cisim atın. Refleks olarak cisme hangi koluyla hamle yaparsa, o kolun karşı tarafı baskın tarafıdır. Bazıları bazen sağı, bazen solu tercih eder. Bunlara, farklı beyin ameliyatları yapılır.
Kadınların beyni erkeklerden hafif
* Kadın ve erkek beyni arasında fark var mıdır?
Kadın ve erkek beyni arasında; hem anatomik, hem de fonksiyonel olarak hafif farklılıklar vardır. Gramaj olarak kadın beyninin ağırlığı çok hafif düşüktür. Beyin merkezlerindeki kıvrımların bile farklı olduğunu görebiliriz. Kadında ana dili konuşma, yeni bir lisan öğrenme ve iyi bir aksanla bu dili konuşma yeteneği erkeğe göre daha üstündür. Erkek üç bin kelime ile dil konuşurken, kadının kelime kapasitesi 10 bin kelimeyi geçmektedir. Kadın, sosyal alanlarda daha başarılıdır. Organizasyon, zor durumların altından kalkma ve soğukkanlılık konularında kadınlar daha güçlüdür. Buna karşın, matematik yeteneği erkekte biraz daha gelişmiştir. Kadın, yön bulma ve iki arabanın arasına geri geri girme konularında erkeğe göre daha az gelişmiştir. Ancak tekrar yoluyla bu açığını kapatabilir. Bu farklılıklarda genetik faktörler ve salgılanan farklı cinsiyet hormonlarının yanı sıra, sosyal yaşamda yüklenilen farklı görevler de rol oynamaktadır.
* Beynin kaç gram olduğuyla zeka ölçülebilir mi?
Zeka beynin gramıyla değil, işlevi ile alakalıdır. İşlev, sonradan geliştirilebilir. Bu; beynin eğitimiyle alakalıdır. Samsun'da kargaların, kırılsınlar diye kırmızı ışıkta bekleyen arabaların ön tekerleklerinin altına cevizleri bıraktıklarına, yeşil ışık yandığında da kırılmış cevizleri topladıklarına tanık oldum. 'Kuş beyinli' lafının tarihe karışması lazım! Bir yazıda da hortumlarıyla boya fırçasını kavrayıp, tablo yapan fillerin varlığını okumuştum. Her şey eğitim, beyin jimnastiği, odaklanma ve başarmayı istemekle alakalı. Beyne ne kadar yeni görev yüklerseniz, o kadar üstesinden gelecektir. Eğer yeterince isterseniz, kanserli hücreleri bile beyin gücünüzle yok edebilirsiniz.
Ön bölüm kişiliği belirler arkası görmeyi düzenler
* Beynin her bölgesi ayrı bir iş mi yapar?
Beynin ön bölümü kişilikle alakalıdır. Orta bölgede kolları ve bacakları oynatan merkez, hemen yanında ise duyulandıran merkezler vardır. Beynin yan bölümlerinde ise konuşma, duyduğunu anlama, hesap yapma, okuma, sesi ve müzik yorumlama merkezleri bulunmaktadır. En arka bölüm ise, görme fonksiyonları ile ilgilidir. Bu bölüm; ışık, renk, cisim ve hareketi yorumlar. Hipofiz bezi en ortada ve altta yer alır ve çeşitli hormonlar salgılar. En hayati merkez olan beyin sapı, solunumu ve dolaşımı ayarlar. Beyincik ise belirgin olarak denge ile alakalıdır. Ayrıca, görme yollarıyla da bağlantı kurar. Bu bölgelerin birindeki arıza, kademeli olarak diğer bölgelerin düzgün çalışmasını da engeller.
Beynin yarısıyla yaşamak hayret edilecek şey değil!
* Beyinlerinin sadece yarısıyla hayatlarını sürdüren insanlar var. Bunu nasıl başarıyorlar?
Beynin bir tarafını doğuştan kaplamış olan bir hastalık, zamanla kendi fonksiyonlarını karşı tarafa da yükler. Hastalıklı taraf, beynin sağlam yarısının da iyi çalışmasını engelleyeceği ve devreleri karıştıracağı için mutlaka ameliyatla çıkartılmalıdır. Gazetelerde yer alan, 'Beyninin yarısı ile spor yapıyor ve eğitim görüyor' şeklindeki haberleri, çoğu insan hayretler içinde kalarak okuyor. Oysa, bunların hayret edilecek bir tarafı yoktur. Hastalıklı yarım küre çıkartılırken, orta hatta yakın planda yerleşmiş önemli bağlantı yolları korunmaktadır. Bu, çok incelikli ameliyat teknikleri ile başarılmaktadır. İhtiyaç halinde beyne yeni ve karmaşık görevler yüklenebilir. Bu görevleri yerine getirecek temel merkezler arasındaki haberleşme bağlantılarını kusursuz, hızlı ve koordineli bir şekilde devreye sokacak denetleyici ve düzenleyici merkezler de oluşturulabilir.
Ezberlenen bilgi ve şifreler beynin verimini artırır!
* Beynimizin yüzde kaçını kullanıyoruz?
Beynin eğitilmesi; yeni fonksiyonların, yeni devrelerin ve kısa yolların gelişmesine yol açar. Müzik eğitimi, sportif aktivitelerle kazanılacak komplike kas koordinasyonları, bulmaca çözmek, kitap okumak, hafızayı artıran ezberler yapmak, şifreleri akılda tutmak ve yabancı dil öğrenmek gibi egzersizler beynin verimini artırır. Bunlar; kişiye yaratıcılık da kazandırır. Sanıldığı gibi; beynin yüzde 20'sini kullanmıyoruz. Aslında belki de yüzde 100'ünü kullanıyoruz. Ancak hangi merkezlerin hangi merkezlerle ve hangi sırayla birbirleriyle haberleştiğini çözmeye çalışıyoruz. İnanılmaz bir sistem var.
Bugünün en gelişmiş bilgisayarları bile, beyindeki entegrelerin yerini alacak durumda değil. Bunların özelliklerini hala çözmeye çalışıyoruz. Tüm bunlar, fonksiyonel MR başta olmak üzere bazı özel görüntüleme sistemleri ile de doğrulanmaktadır.
Daha fazlası »

2400 dilime ayrılan beyin buluta aktarıldı

Bilim insanları, yaşadığı hafıza sorunu nedeniyle on yıllarca psikoloji deneylerinin önde gelen ismi olan Hennry Gustav Molaison'un beynini buluta aktardı. Molaison'un beyni, dijital ortama aktarılabilmek için 2400 parçaya dilimlendi.



Yaşadığı beyin rahatsızlığı nedeniyle belleği ilgilendiren hipokampus dahil beyninden birçok parça alınan ve 2008 yılındaki ölümüne kadar sayısız deneye konu olan Henry Molaison, bulut ortamında ölümsüzlüğe ulaştı.
Kısa süreli belleğini uzun süreli belleğe aktaramadığı için neredeyse hiçbir anı oluşturamayan Molaison, yıllar süren deneylerde bilim dünyasına beynin fonksiyonları ve belleiğin nasıl oluştuğu konusunda önemli bilgiler kazandırmıştı.
Bilim tarihine 'H.M' adıyla geçen ve sayısız psikoloji kitabında adı geçen Molaison, 2008'deki ölümünen altı yıl sonra teknolojinin yardımıyla bulut ortamına transfer oldu.
Bilim insanları, sinirbilim için son derece nadir olan beyni 2400 dilime ayırdı, taradı ve öğrencilerin yararlanabilmesi için bulut ortamına aktardı.

ÖMÜR BOYU AMNEZİ

Molaison, 1953 yılında başındaki korkuç ağrılardan dolayı ameliyata alındı. William Beecher Scobville'in başında olduğu cerrah ekibi, Molaison'un kulaklarının üzerindeki temporal lobları ve belleği ilgilendiren hipokampusun en kritik kısımlarını aldı.
Ameliyatın ardından ağrılar sona erdi ancak Molaison ömür boyu sürecek bir hastalığa yakalandı: Süresiz bellek kaybı.
Yüzlerce deneye tabi tutulan H.M, kısa süreli bellek oluşturamamasına rağmen yeni motor bellek üreterek rutin işlemleri yerine getirebiliyordu.
Ölümünün ardından beyni bilime bağışlanan Molaison, şimdi eşi bulunmayan beyniyle sayısız öğrencinin eğitimine 21'inci yüzyıl teknolojisiyle yardımcı olacak.
Nature Communications dergisinde yayımlanan araştırmada, sinir sistemi anatomisi uzmanı Jacopo Annese ve ekibi 53 saat içinde Molaison'un beynini 2400 dilime ayırdı. Üç gün uyumadığını söyleyen Annese, "En ufak hata yapmamam için yanımda sürekli bir kişi hazır bekledi. Yaptığım en heyecan verici çalışmaydı" dedi.
Twitter'dan an be an aktarılan beyin dilimleme işlemi, aynı zamanda 400 bin kişi tarafından canlı izlendi.

Japon bilim insanları düşüncenin oluşumunu gözlemlemişti:


Daha fazlası »

Beynimiz bir kavanozda ne kadar yaşayabilir ?


Bilim adamları kedilerin, köpeklerin ve maymunların beyinlerini ayırdı ve bir şekilde bu beyinleri kısa bir süre canlı tuttu. Ancak, memeli hayvanlarda yapılan en başarılı “tam-beyin deneyi” 1980’li yılların ortasında gerçekleşmiştir. New York Üniversitesi Langone Tıp Merkezi’nde çalışan bir sinirbilimci olan Rodolfo Llinás, bir hint domuzu beynini bir iş günü boyunca sıvıyla doldurulmuş bir kapta canlı tutmanın bir yolunu bulmuştur.

Öncelikle, Llinás ve meslektaşları hayvana anestezi uygularlar ve göğsünü açarlar. Daha sonra çıkan aorta soğuk salin enjekte ederek beynini soğuturlar. Beyni kafatasından çıkardıktan sonra, araştırmacılar beyni bir iplikle tankın en alt kısmına bağlarlar ve etrafını cam boncuklarla kaplarlar ki böylece beyin kaymamış olur. Direk olarak omurga atardamarından birine şeker, elektrolit ve çözünmüş oksijenden oluşan bir solüsyon enjekte ederek beyni canlı tuttular.  Hint domuzları bu deney için doğru hayvan olmuştur çünkü omurga atardamarlarına kolaylıkla ulaşılabilir ve beyinleri tutulabilecek kadar küçüktür ama aynı zamanda da parçalanmayacak kadar büyüktürler.

Llinás’ın deneyi beynin elektrotlarla dürtülmesini, ilaç enjekte edilmesini ya da diğer bir söylemle beynin dokunulmamış tüm bölümlerinin her açıdan incelenmesine olanak sağlar. Ancak bu metodu kullanan yalnızca bir avuç dolusu laboratuvar kalmıştır. Bunun yerine bir çok fizyolojist yaşayan hayvanlar ya da bir kavanozda canlı tutulan bir parça beyin dokusuyla deney yapmayı tercih etmektedir. Metodu İtalya’da öğrenen ancak uygulamayı reddeden Alberta Üniversitesi sinirbilimcisi Clayton Dickson,“ Deney zor ve beyin çalışmaları için örnek sistem olabilmesi için çok pahalı,” der ve “Deneyin sürdürülebilmesi için kendini adayan, devamlılık sağlayabilecek azimli bir araştırma ekibi gereklidir,” diye ekliyor.
Daha fazlası »

Altın Piyasası

Canlı Maç Sonuçları